İş

Standard

Son zamanlarda çevremde gördüğüm ya da ordan burdan duyduğum ve hatta hiç beklemediğim bir şekilde kendim de tecrübe ettiğim bir işsizlik daha doğrusu “aradığınız işi bulamama” sorunu var. Şöyle ki gerek yeni mezunlar, gerek benim gibi hayalindeki işi arayanlar bir türlü aradıklarını bulamıyorlar. Karşılıklı olarak bütün beklentilerin bir noktada buluşması kolay değil. Sizin de bir işten beklediğiniz şeyler var (benim ilk beklentim o işi severek yapmak) şirketin de sizden beklentileri var. Şimdi asıl hikayeye gelelim:)

Ben bunu şöyle yaşadım; ben İstanbul Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunuyum ve formasyonumu da aldım yani aslında İngilizce Öğretmeniyim. Çok şanslıydım ki mezun olur olmaz 2009 yılında MEF Okullarında öğretmenlik yapmaya başladım ve hatta ben Ulus’ta olduğunu biliyordum ama MEF Bahçeşehir’de 1 yıl önce anaokulu açmıştı ve ben evime 5 dakikalık mesafede (bunun ne kadar büyük bir lüks olduğunu her gün İstanbul trafiğiyle boğuşarak işe gitmeye çalışanlar çok iyi bilir) bir iş bulmuştum. MEF’te çalıştığım dönem benim için öğretmenliğimin en keyifli, en güzel günleriydi. Bütün günümü 3-4 yaşında çocuklarla geçiriyordum ve gerçekten stresten uzak, çocukların o saf ve mutlu dünyasıyla iç içe bir iş hayatım vardı. Bu arada çocukları ne kadar çok sevdiğimi de fark ettim. Açıkçası daha önceleri çocuklar pek fazla ilgimi çekmezdi. Ama öğretmen olunca anladım ki ben onlara sadece İngilizce öğretmiyor, onlarla oyunlar oynuyor, uyku saatlerinde onlarla birlikte uyuyordum hatta diğer arkadaşları gibi bütün gün anlattıkları şeyleri dinliyordum. Bu arada tabii erkek çocukların küçük adamlar gibi babalarıyla bir örnek giyinmeleri, kızların süslü şeylere olan merakları, bazılarının daha 3 yaşındayken ne giyeceğine kendileri karar vermeleri ve bu konudaki inanılmaz farkındalıkları beni çok şaşırtıyordu. Sonra hafta sonları alışverişe gittiğimde kendime bir şeyler alırken çocuk mağazalarına da girmeye başladım:) Baby GAP, Burberry Children, Zara Kids, H&M favorilerim:) Oradaki çocuk kıyafetlerine bakarken bazen çok beğenip dayanamayıp aldığım ufak tefek şeyler bile olmadı değil:) Yani bu anaokulundaki öğretmenlik tecrübesi bana en çok bunu kattı diyebilirim. Çocukları ne kadar çok sevdiğimi anladım ve “Benim ne zaman çocuğum olacak acaba? Ne zaman gelip buralarda kendi çocuğum için alışveriş yapıcam? Acaba kız mı olur, erkek mi? Adını ne koyarız ki?” gibi düşünceler de zaman zaman aklımdan geçmedi değil:)

İşte ben böyle bir öğretmendim:)

İşte ben böyle bir öğretmendim:)

MEF’ten sonra bir arkadaşımın vesilesiyle (vesile derken açık pozisyon olduğunu bana haber verdi ve bence sen bu işi yaparsın dedi) Bahçeşehir Üniversitesi’ne geçiş yaptım. Açıkçası henüz 2 yıllık bir mezun olarak bir üniversitede çalışma fikri bana çok cazip geldi. Ama burada İngilizce Öğretmenliği değil program koordinatörlüğü ve asistanlık yapıyordum. Bahçeşehir Üniversitesi bünyesindeki Amerikan Araştırmaları Merkezi & Hükümet Liderlik Okulu’nda Uluslararası Programlar Koordinatörü olarak maalesef kısa bir süre çalışabildim. Çünkü kampüs Beşiktaş’taydı ve her gün İstanbul trafiği beni çok yoruyordu, bu işi yaparken saatlerimiz de hiç belli olmuyordu, Cumartesi dahil haftanın 6 günü geç saatlere kadar çalışıyorduk. Hatta bir kere eve dönmeyip ofiste kaldığımız bile olmuştu:) Ama kampüsün Beşiktaş’taki yeri de çok güzel bu arada. Biz merkez olarak Bahçeşehir Üniversitesi’nin müthiş manzaralı terasında haftada birkaç gün Konsolosları, Büyükelçileri, Milletvekillerini, Belediye Başkanlarını, Siyasi Parti Başkanlarını ağırladığımız akşam yemekleri ve organizasyonlar düzenliyorduk. Ben bu tempoya 6 ay dayanabildim. Ama burada çalışmanın bana çok değerli insanları tanıma fırsatı verdiği ve “Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler” bölümünde master’ıma başlamamı sağladığı için çok mutluyum. Benim için güzel bir tecrübe oldu. Bu yoğun tempodan gözüm öyle korkmuş ki tekrar İngilizce Öğretmenliğine hem de anaokuluna geçiş yaptım. Hem de sanırım bir öğretmenin (en azından Amerikan Kültürü ve Edebiyatı okumuş benim yerimdeki her öğretmenin) çalışmayı en çok isteyeceği okullardan biri olan Robert Kolej’de. Türkiye’deki en köklü Amerikan okullarından biri olduğu için ve eğitimi de Amerikan sistemi olduğu için Robert fikri beni çok çok heyecanlandırdı. Arnavutköy’de bir ormandaymışsınız hissi veren mükemmel bir kampüs, İngilizce part-time şeklinde verildiği için 10:00-15:30 çalışma saatleri:) Hepsi kulağa çok hoş geliyordu. Ama maalesef benim çalıştığım Çocuk İnceleme Merkezi’nde yönetim anlamında (bence direktörden kaynaklanan) bazı sorunlar vardı. Ders saatlerim diğer branş saatleriyle çakışıyordu (bale, jimnastik vs.) bu yüzden ders yapılan mekan konusunda ve dolayısıyla materyalleri kullanma konusunda sıkıntı yaşıyorduk. Ben yaptığım işi en iyi şekilde yapmak isterim, mutlaka içime sinmesi lazım, iş hayatında bu benim için çok önemli. Bir de bu şekilde sorunlu olunca benim içimde bir isteksizlik oluşmaya başladı. Sabahları istemeye istemeye işe gitmek benim için işkence olmaya başladı. Yani benim için Robert biraz hayal kırıklığı oldu. Bu sorunlar nedeniyle benim hiç içime sinmedi, verimli olamadığımı düşündüğüm için bir de Çocuk İnceleme Merkezi’nin Direktörüyle pek yıldızımız barışmadığı için buradan ayrılmaya karar verdim. Zaten dönem sonuydu, 1 hafta sonra da öğrendim ki Çocuk İnceleme Merkezi kapanıyormuş, yani ne kadar isabetli bir karar verdiğim ortada:)

Bu kadar öğretmenlik macerasından sonra sevgilimin de vesilesiyle artık başka bir sektöre girip orada ilerlemeye karar verdim. Sevgilim de benim kariyerime farklı bir yön vermemi istiyordu, hep öğretmen olarak kalmamı istemiyordu. Bu sektör de tabii ki benim ilgi alanıma uygun bir sektör oldu: Tekstil:)

Tekstilde İngilizce çok çok gerekli, imalatçılar çoğunlukla dünyaca ünlü markaların yurt dışındaki ofisleriyle çalışıyorlar, sadece bazı markaların Türkiye ofisleri var. Dolayısıyla İngilizce hatta diğer dilleri (İtalyanca, İspanyolca) bilen eleman ihtiyacı tekstilde her zaman var. Ben de dediğim gibi sevgilimin vesilesiyle PUMA’nın Türkiye’deki imalatçısında Merchandiser olarak çalışmaya başladım. PUMA’nın futbol formalarını üretiyorduk, hem de dünyaca ünlü klüplerin formaları. Yani çok zevkli bir işti. Şu an maçları izlediğimde ortaya çıkan sonucu görebiliyorum:) BVB Dortmund, Newcastle, Club Brugge, Stuttgart, Sporting de Portugal FC, Bordeaux, U.S. Citta di Palermo (ki pembe formalarıyla başından beri favorimdi) gibi klüplerin formalarının development aşamalarını takip ediyordum. Benim için tekstilin imalat kısmını yani mutfağını öğrendikten sonra sıra işin asıl zevkli kısmına gelmişti. Buradan ayrıldıktan sonra artık hayalimdeki işi bulmak istiyordum. Ve 2 aylık iş arama sürecim işte burada başlıyor. İş arama derken, 2 ay boyunca neredeyse her gün bir iş görüşmesine gittiğimi belirtmek istiyorum:) Ve daha önce hiç anlamasam da insanların neden iş bulamadıklarını, neden bu konuda sıkıntı yaşadıklarını çok iyi anladığımı da… Bundan önce benim için hep bir kapı kapanmadan diğeri açılmıştı ve iş aramak nedir, nasıl bir şeydir hiç bilmiyordum. Bu kadar uzun süreceğini de hiç tahmin etmiyordum. Bu yüzden bu kez farklıydı. Tekstil alanında devam etmek istiyordum, ama kurumsal ve uluslararası bir şirket olursa başka seçeneklere de açıktım. Tekstil olacaksa bu kez mutlaka marka tarafında olmalıydım. Gittiğim görüşmelerde birçok şirketin aslında dışarıdan gözüktüğü kadar kurumsal olmadıklarını gördüm. Hatta tekstilde kurumsallık diye bir şeyin ne kadar zor ve çok az yerde olduğunu da. Hele İnsan Kaynakları için söyleyecek o kadar çok şey var ki! En çok takıldığım noktadan başlamak istiyorum, şimdi biz yani iş arayışı içinde olanlar ve yeni mezunlar başvurularımızı internet üzerinden kariyer.net, Secret CV gibi siteler üzerinden yapıyoruz. Bu sitelerde detaylı öz geçmişlerimiz yani eğitim geçmişimiz, iş tecrübelerimiz , açık adresimiz, ücret beklentimiz yani her şey işverenlerin görebileceği şekilde mevcut. Dolayısıyla başvurduğumuz pozisyonla ilgili görüşmeye ya da sanırım yeni bir trend olan sadece sizi görmeleri için gidilen “ön görüşmeye” öz geçmişimizin incelenerek niteliklerimizin pozisyona uygun olması durumunda davet edilmemiz gerekiyor. Ama bu işler böyle yürümüyor maalesef! İnsan Kaynakları departmanları sanırım başvuru yapan herkesi CV incelemeden çağırıyor! Sanki adres bilgilerinizde yokmuş gibi görüşme sırasında “Aaa Bahçeşehir’de mi oturuyorsunuz, orası çok uzak nasıl gidip geleceksiniz?” gibi sorularla karşılaşmanız çok olası:) “Sizin 3 yıllık tecrübeniz var biz bu pozisyon için en az 5 yıllık tecrübe arıyoruz” diyen şirketler. (Kafamda hep cevapsız kalan “Peki o zaman beni neden çağırdınız????!!!” soruları) Ya da 3 kez görüşmeye gidip (tabii aradan mutlaka 2-3 hafta geçiyor) sanki yönetim kurulu üyeliğine başvurmuşum ya da NASA’ya astronot alıyorlarmış gibi bir sürü kişilik envarterleri, yabancı dil testleri, genel yetenek testleri, mantık testi (Gittiğiniz iş görüşmelerinde sürekli ÖSS’ye girer gibi saatler süren abartılı sınavlara giriyorsunuz) uygulamalarından sonra size mail yoluyla dönüş yaparak daha düşük bir ücretle başka bir adayla anlaştıklarını ifade eden şirketler, CV’me bakıp İngilizce Öğretmeni olduğumu görüp kendilerine özel ders vermemi talep eden şirket sahipleri. Telefonla size ulaşıp hiç başvuru yapmadığınız, alakanız olmadığı halde “CV’nize şurdan ulaştık, şu pozisyon için sizle görüşmek istiyoruz” diyen ancak pozisyonun ücret aralığını sorduğunuzda paylaşmayan İK çalışanları. Her şey çok olumluymuş gibi davranıp olumlu/olumsuz hiçbir dönüş yapmayanlar. Ve bunlar gibi iş arama sürecinde karşımıza çıkan mantıksız, insanı yıpratan, sinirlerini bozan, inancını, kararlılığını hatta bazen öz güvenini sarsan daha bir sürü şey:( Ben bu süreçte gerçekten üzüldüm, bunaldım, sıkıldım. Bazen işler istediğim gibi yürümediğinde demoralize olabiliyorum. Ama tabii ki beni en çok destekleyen de sevgilim oldu:) Her zaman söylüyorum iyi ki böyle bir sevgilim var beni her zaman mutlu etmeyi başarıyor:) Bana hep sabırlı olmam gerektiğini hatırlattı.

Büyük ve bilinirliği fazla olan daha kurumsal şirketlere başvuru yağıyor buna kesinlikle katılıyorum ama aday çok diye bu kadar insanı görüşmelere çağırıp, haftalarca 1. görüşme, 2.görüşme, 3.görüşme diye (bazıları bu sürecin sonunda hiç geri dönüş bile yapmıyor) oyalamak kesinlikle doğru bir İK politikası değil bence. Baştan CV’ler incelenerek uygun olabileceği düşünülen adaylar görüşmeye davet edilmeli. 5 yıl tecrübe istenen bir pozisyon için CV’sinde açık açık 3 yıl tecrübesi olduğu görülen bir aday boşu boşuna görüşmeye davet edilmemeli. Ya da şirket bu konuda esnekse, 3 yıllık tecrübeyi bahane etmemeli. Bence bu durumlar süreçleri şirketler için de adaylar için de çok yavaşlatıyor. Zaten burada gözden kaçan bir nokta var, iş arayışı olan kişi sadece tek bir şirketle görüşmüyor, ayrıca görüşmeye gitti diye orada çalışmak için her zaman can atmıyor! Belki çok gizli bilgi olarak gördükleri (artık böyle düşünüyorum çünkü genelde 3.görüşmeye kadar paylaşmıyorlar) pozisyon için belirlenen ücret aralığı iş arayan kişinin beklentisi ile örtüşmeyecek, belki aday diğer şartları (çalışma saatleri, sigorta, yan haklar vs.) uygun bulmayacak ve boşu boşuna beklemiş olacak. Bunların hiçbiri göz önünde bulundurmadan bütün adaylar günlerce, haftalarca beklemek durumundaymış gibi davranmaları çok yanlış. Ayrıca bu süreçleri bu kadar uzatarak şirketlerin de çok fazla zaman kaybettiklerini düşünüyorum. Tabii bu bahsettiğim benim genel olarak yaşadığım sıkıntılar, mutlaka işlerini daha özenli, bahsettiğim gibi öncesinde gerekli öz geçmiş incelemelerini yapan İK departmanları da yok değil ama maalesef çok az.

Daha önceden iş tecrübesi olan ve daha önce güzel yerlerde çalışmış, CV’si iyi bir aday olarak ben bu sıkıntıları yaşadıysam, yeni mezun olanlara gerçekten bu süreçte Allah’tan sabırlar diliyorum! Bana bile tecrübeniz yok diyen yerler olduğu için yeni mezunların da iş bulamamalarına, iş arayış süreçlerinin bu kadar uzun sürmesine (önceden anlamıyordum) artık hiç şaşırmıyorum.

Bu arada şunu da belirtmek istiyorum, bu kadar iş görüşmesi arasında en çok etkilendiğim de şimdi çalıştığım şirketinki olmuştu. Bana telefonda ilk aşamanın grup mülakatı şeklinde olacağını söylemişlerdi ve ben de diğer tecrübelerimden yola çıkarak sürecin ilerleyişi ile ilgili çok umutlu değildim açıkçası. Ama grup mülakatında sadece 6 kişiydik ve İşe Alım Uzmanları bize şirketi ve markaların kimliklerini tanıtan çok güzel bir sunum yaptılar. Diğer şirketlerde olduğu gibi bize ardı ardına sorular sormadılar ve daha çok kendilerini ve pozisyonu tanıtmaya yönelikti. Hem de 1-1,5 saat gibi bir zaman ayırıp böyle detaylı bir sunum yapmalarını gerçekten çok kurumsal ve profesyonel bulmuştum. Ve süreç de beklediğimden çok hızlı ilerledi. Neredeyse 3 günde bir görüşmeye gittim ve toplamda 2 haftada sonuçlandı diyebilirim.

Bu arada benim kardeşim de şu anda Belçika’da okuyor ve aynı zamanda part time da olsa çalışmak istiyor. (Şu an CADES Culture and Development Studies Advanced Master yani 2.master’ını yapıyor) İlk master’ını da yine Belçika’da Katholieke Universiteit Leuven’de Antropoloji üzerine yapmıştı. Ama Avrupa’da da iş konusunda durum bizden çok farklı değil maalesef. Yeni mezunun ya da hala öğrenci olanın iş bulma şansı çok az. O da şu anda iş bulabilme şansını arttırmak için Dutch (Flemenkçe) kursuna gidiyor. Çünkü Belçika’nın Fransızca konuşulan değil, Flemenkçe konuşulan bölgesinde, Leuven’de yaşıyor. Anlattığına göre çok iyi eğitimli, nitelikli, kalifiye insanlar bile zor iş buluyormuş. Master’ını tamamlayanlar bile vasıfsız işlerde çalışmak zorunda kalıyormuş. Mesela üniversiteden arkadaşlarından biri cam siliyormuş:) Anladığım kadarıyla orada da şirketler çok ince eleyip çok sık dokuyor. Ne kadar kalifiye de olsanız, master üstüne master de yapsanız inanılmaz bir rekabet var. Bir de Avrupa’da ekonomik krizin de bu duruma etkisi var tabi.

Ben bu “hayalimdeki iş” peşinde koşarken geçirdiğim sıkıntılı zamanları atlattığım hatta en güzel şekilde sonlandığı için çok mutluyum. Daha önce görüştüğüm yerlerden birkaç tanesi olumsuz olduğu için biraz üzülmüştüm ama gerçekten her işte bir hayır varmış! Allah’a şükürler olsun ki bana göre çok uzun olan bu 2 ayın sonunda şu an çok istediğim bir pozisyonda ve çok istediğim bir şirkette çalışıyorum. (Bkz. Inditex)

INDITEX’in gerçekten kurumsal bir yapısı var. Dışarıdan kurumsal gibi gözüküp içerisi farklı olanlardan değil. Zaten dünyanın en büyük tekstil dağıtımı yapan şirketi olması da tesadüf değil. Inditex’in olayı kısaca “Fast Fashion” yani hızlı moda. En trendy, en moda olan ürünleri uygun fiyatlarla şık mağazalarda müşteriyle buluşturmak.

İşe alım sürecinde yaptığınız görüşmelerde sizi tanımaya çalışıp size en uygun marka kimliği olan markayı belirliyorlar. Benim markam Stradivarius oldu. Pozisyonum “Store Manager” yani mağaza müdürü. Stradivarius benim de alışveriş yapmayı çok sevdiğim bir marka olduğu için markamın Stradivarius olmasına da çok sevindim açıkçası. Şu an benim için henüz çok yeni bir tecrübe olduğu için bununla ilgili detayları daha sonraki yazılarıma saklıyorum. Ama gerçekten “Allah herkese sevdiği işi yapmayı nasip etsin” diyorum. Bir işi severek yaptığınızda gün bitip eve gelene kadar ne kadar yorulduğunuzun bile farkına varmıyorsunuz.

Ve iş arama sürecinde umudunu kaybedenler için; unutmayın ki çok istediğiniz bir iş olumsuz olduysa mutlaka bir hayır vardır. Belki sizi daha iyileri bekliyordur, biraz daha sabretmeniz gerekiyordur diyerek bunun canlı bir örneği olarak mutlu sonla yazımı bitiriyorum:)

*** Aylar sonra gelen edit:

Bugün 16 Ağustos 2013. Zaman ne kadar hızlı geçiyor. Sürekli hayata yetişemiyorum diye ağlanmam boşuna değilmiş sanırım😌 Gerçekten hiç anlamadım nasıl geçtiğini. Inditex’te 9. ayım bitmek üzere. Yukarıdaki meşhur yazım “İş”te anlattığım işe alım süreci de biraz değişime uğradı. Artık Inditex iş başvuruları direkt İşe alım merkezi’ne yapılıyor. Bu yüzden süreçle ilgili de farklılıklar olabilir. O kadar çok insan Inditex’le görüşüyor ve yazımı okuyor ki ben bile şaşırıyorum. Sorularınızı mümkün olduğunca cevaplamaya çalışıyorum ama dediğim gibi süreçte farklılıklar olabilir. Yine de merak ettiklerinizi tabii ki sorabilirsiniz. Herkese kariyer yolunda başarılar diliyorum 😌 Hoşçakalın.

19 thoughts on “İş

  1. asli

    Merhaba Duygu Hanım,
    Nette inditex ile ilgili yaptığım araştırmalar sırasında bloğunuza rastladım. Öncelikle yeni işinizde başarılar diliyorum. Ben section manager pozisyonu için inditex ile görüşme sürecindeyim. Kafamda bazı soru işaretleri var (Maaş, yan haklar vs.) Deneyimlerinizi benimle paylaşırsanız çok sevirim… Çok teşekkürler…

  2. merve

    duygu hanım,
    benim de öğrenmek istediğim bi konu var son görüşmenizin detayları nasıldı acaba? şimdiden teşekkür ederim.

  3. Yeliz

    Merhabalar Duygu Hanım,
    Bloğunuzu yeni takip etmeye başladım.Gerçekten hoş bir blok olmuş.
    Bende kariyerime inditex’te başlangıç yapmak istiyorum. Hatta geçen Massimi Dutti den aradılar,her şey olumluydu fakat yurda giriş çıkış saatlerinden dolayı kabul edemedim teklifi. Bu arada üniversite öğrencisi olduğumdan section manager falan olamıyorum:( Siz İnditex bünyesinde bir müdür olarak bana tavsiye edeceğiniz şeyler nelerdir? Kariyere satış danışmanı olarak başlamam doğru mudur? Şimdiden teşekkür ediyorum. Hoşçakalın…

    • Merhaba,
      Üniversite öğrencisiyken kariyerinize başlamak istiyorsanız ve mağazacılık alanında gelecek düşünüyorsanız bence Inditex çok doğru bir seçim olur. Hem kurumsal bir yapı hem de uluslararası bir şirket olduğu için ben Inditex’in bir parçası olmaktan çok mutluyum. Üniversite öğrencisiyken satış danışmanı olarak başlayıp potansiyeli olan kişilerin yöneticilik pozisyonlarına yükselme şansı da oluyor. Size bol şans diliyorum:)

      • yeliz

        öncelikle cok tesekkur ediyorum ilgilenip cevap verdiginiz icin.ben son sinif ogrencisiyim ve tek dersten yilim uzadigi icin section manager olmaya hak kazanamadim:)ispanyolca biliyorum ingilizcemin de biraz daha gelismesi lazim ama onumuzdeki bi yil onuda ispanyolcamla es seviyeye getirecegime inaniyorum.daha sonra da inditex in bunyesinde yer almak icin elimden geleni yapicam:)farkli bi dunya sanki orasi…

  4. Zeynep

    Duygu Hanım,
    Ben uzun yıllar ilaç sektöründe yöneticilik yaptım. Kariyerime moda sektöründe devam etmek istiyorum. Stradivarius markası için management trainee adaylığı için arandım, telefonda mülakat gerçekleştirildi. 2. görüşmenin merkez ofiste gerçekleşeceğini belirttiler (Sanırım bölge yöneticisi ile görüşeceğim). Tekstil sektörünü neredeyse hiç tanımıyorum fakat sizin de dediğiniz gibi sevdiğiniz işi yapmak için sabırlı olmak lazım. Bu sektörde severek çalışabileceğimi düşünüyorum. İşe alım süreciyle ilgili önerileriniz olursa çok mutlu olurum. Ayrıca mağaza yöneticiliğinden sonra kariyer olanakları var mıdır?

    • Evet mağaza yöneticiliğinden sonra kariyer olanakları var ancak bunun belli bir süresi yok.
      Management Trainee de farklı bir program, uzun dönemde yönetici yetiştiriyolar. Size bol şans dilerim.

    • Shiftler hergun aynı degil full calıstıgınız gun de oluyor gunde 6 saat de.. Toplamda haftada 45 saat calısılıyor, bu da yasal olan haftalık calısma saatı zaten..

  5. Shiftler hakkinda daha cok bilgi aldim inditexten, aslinda merak ettigim isin ic yuzu, sonucta koca bir yerin yoneticisi sizsiniz, mesai bittigimi cantanizi alip hadi gule gule diyip gidebiliceginizi sanmiyorum🙂 ozel hayata ne kadar vakit kaliyor bir de ornegin, cok saolun

    • Evet gerçekten biz çantamızı alıp güle güle diyemiyoruz, müdürlerin mağazada olmadığı zamanlarda da işlerin aksamadan yürüyebilmesi için bunun organizasyonunu ve görev dağılımını da net bir şekilde yapmak gerekiyor. Ben off günlerimde de günde birkaç kez mağazayla görüşüyorum, birşeylerin atlanmaması için ne olup bittiğini takip etmeye çalışıyorum, personelimi yönlendirmeye çalışıyorum. Özel hayat kısmına gelince, bu aslında tamamen size bağlı. Ben çok yorgunum diyip eve gidip yatmaktan başka birşey düşünmediğiniz zamanlar da oluyor, kapanıştan sonra 23’de mağazadan çıkıp eğlenmeye gittiğiniz de:) Sosyal hayata zaman ayırmak da önemli bence, çünkü yapmadığınız zaman kendinizi kötü hissediyorsunuz. Hayat sadece çalışmaktan ibaretmiş gibi geliyor. Bunun dengesini tutturmak size bağlı. Bence o enerjiyi buldukça değerlendirmek en güzeli:)

  6. Yağmur

    Duygu Hanım Merhaba,
    Öncelikle blogunuza rastladığıma çok sevindim çünkü yeni mezunum ve Inditex’de section manager pozisyonu için telefon görüşmesinden sonra grup mülakatına çağrıldım. Dolayısıyla Inditex’le ilgili her şeyi araştırmaya başladım=) Grup mülakatı olması bende de bir tedirginlik yaratmadı değil, o sebeple Inditex’deki mülakatlarla ilgili bana verebileceğiniz tavsiyeler varsa çok sevinirim.

  7. Ahmet

    merhabalar,

    cok geriye donuk olcak belki ama yaziniz gercekten cok guzel ve cok guzel zamanda denk geldi. Zara icin section manager mulakatina girecegim, guveniyorum kendime ama klise sorular beni gercekten kasiyor. Neden Zara’da calismak istiyorsun ve moda hakkinda ne biliyorsun gibi sorular? ne demeliyim? yani herkes uc asai bes yukari modayi takip ediyor, magazalara gidiyosun duzenli olarak yeni cikan urunlerden alisveris yapiyorsun vs. moda uzerine dergiler okuyan duzenli takip eden biri degilim ama bunu da bu sekilde soyleyemem herhalde mulakatta🙂

    tavsiye verebilirseniz cok memnun olurum. Cok tesekkurler

    • Şirketi tanıdığınızı, sürekli olarak takip ettiğinizi, mağazalardan sık sık alışveriş yaptığınızı, diğer markalardan farklı gördüğünüzü, ayrıca inditex’in uluslararası bir şirket olduğu için size cazip geldiğini söyleyebilirsiniz. Kariyer hedefleriniz olduğundan bahsedebilirsiniz. Bol şanslar.

      • Ahmet

        Merhabalar,

        Kac aydir yazmayi planladim ama bugune kismetmis🙂 Mulakata girdim ve bir tane “zarada calistigini gozune batira batira belli etmeye calisan kiyafetlerle bir “bey” vardi sadece. herseyden once sundan bahsetmek isitoyorum, Turkiye bigi bir yerde 1 kisi tarafinda mulakatin yapilmasi ne demek!?!? objektiflik tarafsizlik nerde? yni ilk kez beni goruyorlar ve benim ne oldguma karsimdaki bir acikogretim mezunu zibidi karar veriyor. Afedersiniz ama tam zibidiydi ve gercekten acikogretim mezunuydu. Linkedin den profilini buldum ve baktim. Tamam deneyimi olabilir guzel ama benim de univerite egitimim ve yurtdisi is deneyimim var. Ispanyada calistim ve ispanyolcam da var. Tabi bunlar kesin o pozisyona uygun oldgum anlamina gelmio ama bolgesel yonetici pozisyonuna basvurmadim zaten ben de🙂

        neyse bunlari tabi size soylemiyorum, yakindim sadece🙂

  8. Özge ŞİMŞEK

    Duygu Hanım Merhaba,
    Öncelikle tüm paylaşımlarınız için teşekkür ederim. Store Manager görüşme sürecindeyim. 2. görüşmeyi tamamladık ve 3 haftalık bekleme sürecinin 1. haftasındayım. Halen Clandestino markasında Mağaza Sorumlusuyum. 2 yılı bitirdiğim mağazamızda bu sektörde hayat bulduğumu ve kendimi geliştirmeye doymadığımı söyleyebilirim. Inditex Grup bu sektörde kendimi geliştirebileceğim ve yükselebileceğim bir dev. Ürünlerini sevdiğim kurumsal bir yapının içinde olmayı çok istiyorum. Size sorum görüşme olumsuz sonuçlanırsa ileride açılacak pozisyonlar için tekrar bir şans veriliyor mu? Tabi ki olumsuz dönüş beklemiyor ve istemiyorum ama geliştirmem gereken özellikler olabilir.
    Şimdiden çok teşekkür ederim.

    • Açıkçası biz mağazalardaki satış danışmanları için olumsuz olan adaylarla tekrar görüşme yapmıyorduk, ama kendi mağazamız ya da markamız için olumsuzsa, başka bir marka ya da mağazada olabileceğini düşünüyorsak bunu belirtip başka markalara yönlendiriyorduk. Müdürlerle ilgili durum nedir gerçekten bilemiyorum. İyi düşünün, iyi olsun.❤️ Bol şans.

  9. Duygu Yılmaz

    Merhaba,ben de yeni mezunum cok kisa bir süre once Stradivariusa başvurdum.Ve gorusmeye cagrildim.gorusmem magaza muduruyle birebir oldu.Simdi cevap bekliyorum,ikinci gorusme icin kac gun icinde cevap gelir veya olumsuz olarak?Suresi nedir ?

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s